top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıAHMET YAVUZÇEHRE

ÜNİVERSİTELİ OLMA MESELESİ

Bugün övündüğümüz bir konunun aslında ne kadar içi boş olabileceği konusunda yazmak istiyorum. Şu an üniversitede okuyan arkadaşlarımız için çok moral bozucu olabilecek detayı sizlerle paylaşmaya çalışacağım…

Nesiller boyunca benim kuşağımda dahil olmak üzere hemen hemen bütün kuşaklar üniversite mezunu olma hevesi ile kodlandı. Üniversite bitirmeyene kız verilmemesi, köye gelen doktorun baş tacı edilmesi, köyümün ilk üniversite mezunu ben olacağım ana diye betimlenen köy filmleri derken bir sabah kalktık ve baktık ki 81 ili olan bir ülkenin 200 e yakın üniversitesi oldu. 200 üniversite için binalar yapıldı. Birçoğuna tıp fakülteleri ve hastaneleri yapılıp bunların içine ithal edilmiş milyonlarca dolarlık makineler kondu. Birçok akademisyen kalifikasyonları incelenmeden veya bilime katkıları ne oluruna bakılmadan istihdam edildi. Buradan mezun olanlara ihtiyaç var mı, bu adamlar mezun olunca ne olacaklar falan demedenşehrimizin üniversitesi olsun diye övünmeyi tercih ettik. Hem üniversite gelince evler arsalar değerlendi, kafeler canlandı ve bizleri uyuşturan refah artışı da oldu. Kiralar eskiden bir aylık sigara parası kadarken bir anda yüz güldürür olmaya başladı. Apart konutlar yaptık yurt görünümlü. İçine bir buzdolabı, iki İkea mobilya koyunca gelen de memnun kaldı.

Ama bir sorunda artık görünür durumda.

Bu kadar mezun ne olacak? İşsizlik rakamları özellikle gençlerde yoğunlaşmış durumda. Özellikle köklü olmayan üniversitelerden mezun olanlar ki bunlar büyük bir çoğunluğu temsil ediyor yarınlarına umutları olmadan üniversiteye gidiyorlar. Üniversite mezunu olanların birçoğu reel sektörlerin ihtiyacına göre yetiştirilmediği için uzmanlıkları dışında iş bulup orada kendilerini ispat etme çabasına girişiyor ve başarısız oluyorlar. Başarısız oldukça kendilerine güvenlerini, hayata olumlu bakışlarını kaybediyorlar. Üretmeden tüketir olmayı öğrenip bunu da bilmem ne kuşağıyıza bağlayıp kendilerini kandırıyorlar. Birçoğunun ortak hayali bir devlet dairesi işi bulup kendini devletin güvenli kanatları altına almak. Birçoklarının sosyal medya paylaşımlarına baktığında ilim ve irfan sahibi koskoca mühendis diye çıkan ama fire hesaplayamayan bu arkadaşlarımız ne yazık ki alaylı abilerinin alaylarına maruz kalıp daha da içlerine kapanabiliyorlar.

Peki ne yapılması gerekli?

Reel sektörler ile üniversitenin buluşmasını sağlamak bir başlangıç olabilir belki de. Eğitim konusunda son yıllarda özellikle akademisyen performansını ölçer çalışmalar yapılmaya başlandı. Bunlara ek olarak belki de yapılan projelere reel sektörün dahil edilmesinin de teşvik edilmesi yararlı olabilir.

Üniversitede okuyan arkadaşlarımızın okulları bitmeden stajyer olarak çalıştırılmaları da teşvik edilebilir. Bugün ne yazık ki okulu bitirmeden iş bulamayan bir kardeşimizin okulu bitirince iş bulma ihtimali çok düşük. Ders ve sınav programlarında yapılacak olan birkaç özverili değişiklik ile hem çalışıp hem de okuyan arkadaşlarımız iş dünyasının disiplinine kolayca adapte edilebilirler.

YÖK bir ihtiyaç analizi yapabilir. Bazı bölümler neden yeterince öğrenci bulamıyor konusuna bakıp bazı şehir üniversitelerinin bazı bölümlerini kapatabilir. Akademisyen dostlarım kızacak belki ama öğrenci bulamayan veya verimli bir bilimsel çalışma ortamına sahip olmayan bölümleri kapatıp ihtiyaca göre revize etmek gelecek kurtarıcı olabilecektir.

Üniversiteyi bitiren kardeşimiz bitirdiği bölüme en çok hangi şehrin ihtiyacı olduğunu iş bulma sitelerinin yönlendirmeleri oranında biliyorlar. Bir şehrin bu tip bir site kullanım alışkanlığı yoksa da bu konuda bir talebi bilemiyorlar. Belki bu noktada bir planlama sistemi kurulmalı ve şehirlerin ihtiyaçları yayınlanmalı. İSKUR bu konuda öncü olmalı ve bunu ilan etmeli. Kariyer siteleri bu konuda çok iyi çalışabiliyorlar. Ancak ulusal bir organizasyon çalışmasının yapılmasına yetecek altyapı ve finansmanları olmadığı için bir noktadan sonra yetersiz kalabiliyorlar.

İş bulma konusunda aracılık-çöpçatanlık yapabilecek özel teşebbüs teşvik edilmeli. Yani yurtdışında çokça kullanıldığını bildiğimiz beyin avcılığı sistemi bizde de uygulanabilir. Bu üniversite mezunu kardeşlerimizin kendi eğitim ve kişisel özelliklerine uygun iş bulmalarına ve uzun vadede mutlu olmalarını sağlayabilir.

Firmalar üniversite mezunu çalıştırma konusunda teşvik edilmeli. Şu an birçok açıdan teşvik ediliyorlar. Ama bunu tabanı genişletilmeli. Gerek özlük haklarında gerekse üniversite ile ortak çalışma yapmalarının teşvik edilmesi sağlanmalı. Üniversite ile ortak bir proje geliştirme kültürü çalışması yapılmalı.

Bunlar ilk akla gelenler. Her şehirde STK’lar ve Üniversite bir araya gelmeli. İhtiyaçları tartışılmalı. Beyin fırtınaları yaratıp ihtiyaca göre eğitim programları oluşturulmalı. Yukarıda sayma ukalalığını yaptığım konulara yenileri ve daha bilimsel olarak tespit edilenleri eklenmeli. Eğitim konusunda bir seferberlik ve yüzleşme çalışmasında çok geç kalmış olsak da bir yerden başlamak zorundayız. Ne yazık ki devlet tek başına sorunu çözmede yeterli olamayacaktır. Bu konuda özel sektör-kamu ortak bir çalışma yapmalı. Ve bunu mümkünse yarın yapmalı. Çünkü bu yarından ümidi olmayan, çalışma ortamına motive edemediğimiz gençlerimiz aslında bizlerin yarınları. Kendimizi kandırıp ne güzel üniversitelerimiz var demek yerine bunların kaçı uluslararası arenada üniversite sayılıyorlar, uluslararası firmalar kaçından mezun olanları gerçek üniversite olarak görüyor diye bakmamız gerekiyor. Bilime katkıları ölçülmeyen, ezbere dayalı, üniversite mezununda olması gerekli olan analitik düşünme kabiliyetini yerleştiremeyen üniversiteler için bir yol haritası çizmeli ve eğer verim olmuyor ise kapatmayı oy kaygısı olmadan düşünmemiz gerekli. Ütopik de olsa bu konuda bir bilinç geliştirmek zorundayız. İnovasyon diye bas bas bağırıp, inovasyona dayalı eğitim sistemini geliştiremeyen bir eğitim sisteminin hastalıklı olduğunu kabul etmeden bu cehaletin finansmanını verdiğimiz vergiler ile devam ettirerek bu işe ortak olmayı bir an evvel bırakmak zorundayız. Aksi takdirde santrallerimizi Japonlara, bindiğimiz arabaları Almanlara, kıyafetlerimizin tasarımlarını İspanyollara yaptırmaya devam ederiz…

28 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Komentarai


Yazı: Blog2 Post
bottom of page