top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıAHMET YAVUZÇEHRE

BAYRAM YAZISI

Ramazan ayını bitirdiğimiz kış görünümlü Haziran ayının sondan birinci yazısında adet olduğu gibi bayramlardan bahsetmek gerekli. Kamuoyunun beklentisi bu yöndedir diye düşünüyorum.

Eski bayramlar diye başlanan her yazıda ortak olan noktanın yazıyı yazanın artık orta yaş krizinden çıkmış bir yaşlı olduğunu düşünürüm hep. Bu yüzden eski bayramlar nedir diye anlatmak istemiyorum. Nasılsa birçok gazete haberinde direkler arasını, macun yiyen ayakkabısız çocukları, ailelerin birbirleri ile bayramlaşmasını, eski bayramlarda verilen mendilleri bugün verseydik çocuklar ne derdi türünden haberleri okuyacağız. O yüzden ben biraz farklı bir açıdan düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Aslında bayramların amacı açıktır ki son yıllarda yaptığımız gibi senenin başında tatil beldelerinin her şey dahil otellerinden yer ayırtıp gitmek değil de, birlik beraberlik olabilme ruhunu aramaktır. Yani son yılların bir türlü bitmek bilmez seçim çalışmalarında tüm partilerin el birliği ile bizlere benimsetip kabul ettirdiği bölünmüşlüğü giderebilme fırsatıdır. Bu zamanlarda komşular ile buluşulup yenen baklavalar ve şekerler ile yükselen kan şekerlerinin verdiği neşe ile kırgınlıkları ve kompleksleri bir kenara bırakarak tekrar bir olabilme niyetidir. Yaşlıları ziyaret eden çocuklar ülkenin bir geleneği olarak belli bir zenginlik elde ederken yaşlılar ile ilgilenme, onları hoş tutma refleksini kazanma devridir. Temiz kıyafetler alarak bunu bir seremoniye dönüştürürken özel günlerde şık olunması gerektiğini öğrenme ve bunu sindirme dönemidir. Ve bunları yaparken de bir gönüllülük içerisinde olabilmektir. Birilerinin zorlaması ile değil, o kişileri görmek için bayramı dört gözle bekleme devridir.

Tabi içinde bulunduğumuz sıkıntılı toplumsal yapıyı sadece bayramlara verdiğimiz tepkiden anlamak da mümkündür. Yani kapı çalmadan, arifeden Antalya’ya parmak arası terlikler ile kaçışırken aslında ülkemizin geçmişinden bize miras kalan birçok alışkanlıktan birini el birliği öldürdüğümüzü görmezden geldiğimiz içindir daha anlayışsız, katı ve bizimle aynı düşünmeyenden nefret eder bir haldeyiz. Bir olmak veya yakınlarımızın derdiyle üzülüp, mutluluğu ile sevinmenin zahmetine girmemek için tatillerde ruhsuz plastik yaşamları tercih ediyoruz. Bu da bizi bölerken bizde dış mihrakları arama eğilimi yaratıyor. Bize bu kadar kötülüğü biz yapamayız nasılsa. Olsa olsa dış mihraklardır suçlu. Onlar da bir bırakmadı yakamızı.

Belki de birilerinin bir şey yapmasını beklemeden bizler kendimize çeki düzen vermenin bilincine ulaşmak zorundayız. Büyüklerimize zaman ayırırken çocuklarımızı da yanımıza almalı ve bu gelenekleri gelecek nesillere taşımaya çalışmalıyız ve hatta bunu bir aşamaya ileriye götürüp huzurevlerine gitmeli ve bir buket çiçekle yaşlı insanları mutlu etmenin bizlerde kloru bol havuzların verdiğinden daha büyük bir mutluluk verdiğini deneyimlemeliyiz. Küs olduğumuz dostlarımız ile görüşmeli ve sorunların üzerine kül atmanın bir zorunluluk ve ortak emek olduğunu öğrenmeliyiz. Bayramlarda seyrettiğimiz tv reklamlarına ağlamaktansa bir zahmet yerimizden kalkıp komşumuz Ayşe Teyzenin çayını içmeli ve el yapımı ev baklavası yemenin bizde yarattığı mutluluk ve diyetimizi bozmanın vicdan azabını tatmalıyız. Ramazan davulcusuna bahşiş vermeliyiz. Ama o da bize tekerleme söylemeli. Bunu küçük çocuklarımız yaşamalı ve bunun eğlencesini tatmalarını sağlamalıyız. Bayramların anlamı budur. Bayram sabahı el öpüp, bahşiş alan çocuğun parayı ne yapacağını bilemediği mutluluklardır bayram. Çocuk parkında kirlenen bayramlık ayakkabıyı çeşmede yıkama telaşıdır. Tanımadığın kapıları çalıp para veren komşuyu tespit edip ona ilk gitme planıdır. Bayramda size gelen komşuya siz gitmezseniz ayıp olur muhasebesini tutmaktır. Çocukluktan bize kalan mirastır. Yani güzel şeydir bayramlar…

Herkese iyi bayramlar dileklerimle… Her gününüz bayram sabahı gibi olsun…

8 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazı: Blog2 Post
bottom of page