top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıAHMET YAVUZÇEHRE

Hayatımız artık Covid-19 öncesi ve Covid-19 sonrası olarak ikiye ayrılıyor. Muhtemelen hiçbir zaman

Pandemi sürecinde alınan önlemlerden biri olarak okulların tatil edilmesiyle birlikte hayatımıza giren ilk mecburi değişiklik, uzaktan eğitim. Peki, süreç uzun vadede verimli olabilecek mi, tartışmalı. Eğitim, teknolojinin faydalarından yararlanılarak daha iyi bir sürece doğru evrilecek mi, yoksa sosyal mesafenin gölgesinde mi kalacak?

Uzaktan eğitimin en belirgin avantajı mesafeleri ve bireysel farklılıkları ortadan kaldıran bir platform olması. Böylece zamandan ve mekandan bağımsız olarak anında eğitime erişim öncelikli olarak eğitim sektörünün mekansal maliyetlerini azaltacak. Sonrasında ise, öğrencinin ulaşım, beslenme, barınma gibi bireysel eğitim maliyetlerini azaltacak, çok uzak ülkelerdeki üniversitelerde eğitim olanaklarına çok daha az maliyetle erişmek mümkün olacak. Aynı zamanda sınıf ortamında eğitimlerini sürdüremeyen öğrencilere yönelik geliştirilebilecek dijital olanaklarla, bu öğrenciler eğitimlerine bulunduğu ortamda devam edebilecek. Böylece eğitimde fırsat eşitliği bir ölçüde sağlanabilecek. Diğer yandan dünyanın dört bir yanından eğitimciler ve öğrencilerin bir araya gelebileceği dijital platformlar eğitimi uluslararası etkileşime ve gelişime açık bir yapıya kavuşacak. Kısaca, e-learning sistemleri ve dijital araçlar ile çok farklı öğretme ve öğrenme yöntemlerinin mümkün olması uzaktan eğitimin geleceğini oldukça parlak gösteriyor. Fakat göz ardı edilmemesi gereken bazı noktalar var. Bir kısmının bilgisayar, internet gibi temel olanaklara erişemediği noktada imkanı olmayan öğrenciler kendiliğinden sistemin dışına itilecek. Kaliteli ve iyi bir uzaktan öğrenme sistemi geliştirmenin zorluğu bir yana, herkes için adil, erişilebilir imkanları sunmak eğitim sektörünün handikapı olmaya devam edecek. Diğer yandan her öğrencinin kendi kendini yönetebilme, öğrenme ve planlama yeteneğinin aynı olmaması öğrencinin eğitim sürecini doğru yönlendirememesine neden olacak. Yine yüz yüze iletişime göre dijital iletişimin sınırlılığı konuların etkili bir şekilde öğrenciye aktarılmasını imkansızlaştıracak. Böylece öğrenciler sistemde neredeyse kendi haline terk edilmiş olacak. En önemlisi, laboratuvar, atölye gibi uygulama ağırlıklı bölümlerde uygun mekan ve eğitim materyali kısıtlılığı öğrencinin yeterli donanımla mezun olmasını engelleyecek.

Tecrübe ettiğimiz üzere milyarlarca dolar harcanarak kurulan dijital eğitim sistemlerinin kesintisiz hizmet vermekten uzak olması eğitim sürecini sekteye uğratacak ve eğitime olan güveni azaltacak. Bu süreç öncelikli olarak öğrencilerin sonrasında iş dünyasının sistemden umudunu kesmelerine yol açacak. İş dünyası olarak bizler bir süre sonra mecburen bu sistemin içinden gelmiş mezunları istihdam etme noktasında çaresiz kalacağız. Çalışanlarımızı gerekli işbaşı eğitim programları, oryantasyon, kişisel gelişim eğitimleri ile her ne kadar desteklemeye çalışsak da bu sistemin açıklarını gidermeye yönelik çabalarımız ne ölçüde verimliliğimize katkı sağlayacak? İş dünyası olarak sistemin açıklarını kapatabilecek miyiz? Bütün bu sorular uzun vadede yanıt bulacak. Halihazırdaki eğitim sistemiyle kalifiye iş gücü problemlerimiz varken, uzaktan eğitimle birlikte bu problemler katlanarak artacağa benziyor. Sağlık gibi çok önemli insani bir problemle mücadele etmek elbette önemli. Fakat geleceğimizi şekillendirecek beşeri sermayenin donanımı istihdam, verimlilik ve üretim anlamında kaynaklarımızı doğru kullanarak ekonomik kalkınmamızın en büyük itki gücü olacaktır. Bunu göz ardı edemeyiz. Dolayısıyla, iş dünyası olarak eğitim camiasından beklentimiz en kısa sürede tüm bu süreçlerin gözden geçirilmesi ve etkili çözümlerin ortaya konulmasıdır.


34 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazı: Blog2 Post
bottom of page