top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıAHMET YAVUZÇEHRE

İNOVASYON MESELESİ

Türk iş dünyasının belli zamanlarda önüne çeşitli parolalar konur. Bir zamanlar her şeye kurumsallaşma deniyordu. İnsanlar neredeyse aile şirketi olduklarında utanacak hale gelmeye başlamışlar, her şeye kurumsallık ilişkisi kurar olmuşlardı. Daha sonra marka olsun çamurdan olsun parola oldu. Esprisi bir yana marka konusunda kimse ne kadar kaynak ayrılacağını hesaplamadan, piyasa şartlarını, tüketici ihtiyaçlarını analiz etmeden markalar kurmaya kalktılar. Anlamsız kiralar, anlamsız designlar ve bir o kadar anlamsız kibirli davranışlar ile ellerinde bulunan işlerini bozdular. Daha sonra bir gün mevcut iktidar bazı hedefler ortaya koydu. 2023 senesine gerçekleşmesini hedeflediği çeşitli rakamları belirtti. Ancak ne yazık ki bunu mevcut işlerimizi yaparak, mevcut büyüme dinamikleri hiç durmamış olsa bile yapmamıza imkân olmadığı anlaşıldı. O yüzden nasıl yapacağımıza dair çalışmalar yaparken biri bir kelime söyledi. İnovasyon… Tanımı da şuydu. Yeni veya iyileştirilmiş ürün, hizmet veya üretim yöntemi geliştirmek ve bunu ticari gelir elde edecek hale getirmek için yürütülen tüm süreçler. Böyle bakınca önce tamam o zaman dedik. Google bize 2 sn den kısa sürede tanımını verdiğine göre ne kadar zor olabilirdi ki zaten. Hemen kolları sıvadık, yöneticilerimizi topladık ve müjdeyi verdik. “Arkadaşlar hayırlı olsun artık yeni parolamız İnovasyon. Hadi yapın.” dedik. Dedik demesine ancak ortada bir sorun vardı. Arkadaşlarımız ne yapacaklarını anlamamışlardı. Zaten biz bize verilen işi yapıyorduk. Daha ne olacaktı ki demeye başladılar. Bazıları işi daha ucuza mal edersek İnovasyon olur sandı. Tedarikçilerden aldığı maliyeti düşürünce oldu bu iş dedi. Bir diğeri saçma sapan bir araştırma ile mevcut ürün hattını bozdu, işi bırakıp giderken yaralı bir firma bıraktı. Olmuyordu. Bir türlü inovatif bir sistem olmuyordu. Sonunda kanun koyucu gördü sıkıntıyı ve AR GE yi destekleyeyim bari dedi. İyi fikirdi. Çünkü araştırıp geliştirerek ancak İnovasyon olabilirdi. Bu konuda bence atılmış en büyük adım bu konuyu gündeme getirmek değil, araştırma ve geliştirme yapan firmaları desteklemekti. Nasıl yapacağını bilmediğimiz bir ortam giriyorduk. Ve nasıl yapılacağını yolda öğrenecektik. En azından yola çıkmak için gerekli olan benzini bulmuştuk. Yolda ilerlerken artık nelerin eksik olduğunu yaşadıkça da görmeye başladık. Öncelikle eğitilmiş bir nesle ihtiyaç vardı. Eğitilmiş nesil derken İngilizce bilen, matematiği güçlü, kalın gözlüklü inek öğrenci değildi inovasyonun aradığı. Yaratıcı olması, eğitim sisteminin yaratıcılığı özendirmesi gerekiyordu. Benim de neslimin dahil olduğu kesim genelde ezbere dayalı, öğretmenin anlattığı, öğrencinin not aldığı, sus konuşma cümlesinin her derste duyulduğu eğitim sisteminden çıkmıştı. Bu nesil tabi verilen şeyi gösterirsen disiplinli bir şekilde yapabiliyordu. Ancak yenisini keşfedecek refleksleri kimisinin kulağını öğretmen çok çektiğinden kulağından akmış, kimisinin elleri cetvelle vurula vurula ellerinden düşüvermişti. Olmuyordu. Olamayacaktı. Yeni kan lazımdı. Yani bu iş için bizler şu an binaları yapıyoruz. Ancak ne yazık ki bu binaların birer fabrika olabilmesi için evrenseli yakalamış bir nesli ortaya çıkartmak gerekiyordu. Geçtiğimiz günlerde eğitim sistemimizde meydana gelen değişiklikleri anlatan bir çalışma basın ile paylaşıldı. Ve basından takip ettiğimiz kadarı ile yine bizim bahsettiğimiz konular çözülmüş değil. Yıllardır bitip tükenmeyen eğitim sistemi problemlerimiz düzelmemiş sadece müfredat değişiklikleri olmuş gibi görünüyordu. İnovasyon gerekli derken genel kültürü yerlerde sürünen, dil bilen ama yabancı yayın okumayan, 250 kelimelik bir kelime haznesi ile iletişim kuran, ömrünü sosyal medya ve oradaki imajı ile geçiren yeni işsizler ordusu bize gelmeye devam edecek görünüyordu. Bu bizler açısından en önemli konu. Eğitim konusunda dünya ülkelerinin gerisinde yer alıyoruz. Bu konuda yapılan analizler eğer doğruysa daha da böyle olmaya devam edeceğiz. Tübitak yarışmalarında Yasin okununca açan çiçek nesiller değil aradığımız. Ya da iki kelimenin arasına tamam mı, aynen diyemeden konuşamayan marka düşkünü gençler değil. Yarınını arayan, idealist, laboratuvar çalışmasını bilen, kod yazabilen, yaratıcı gençleri ortaya çıkartmamız gerekiyor. Eğitim sistemimizin bu gençleri ortaya çıkartması, teşvik etmesi gerekiyor. Bu da ne yazık ki diğer ülkelerden daha ileriye geçmiş bir eğitim sistemi ile mümkün. Geçmişte sanayi devrimini veya matbaanın kullanımının gecikmesine ilişkin zararları bir şekilde kapatabildik. Ancak ne yazık ki bugün kod yazmayı bilmeyen, mekanik konusuna hakim olmayan nesillerin İnovasyon yapabilmesi veya yarın çalıştıklarında Endüstri 4.0 a uyum sağlamasının imkanı yok. Bu yüzden kaçacak olan treni tekrar yakalayamayabiliriz. Başka ülkeler saç teli kalınlığında ekranlar yaparken bizim yeni eğitilen kardeşlerimizin dünyadan kopuk, sosyal medya kölesi olmalarının sorumluluğu ne yazık ki tek başına yöneticilere ait değildir. Eğitim konusunda çocuğuna bilinçli ve dengeli baskı kurmayan, okulun hedefleri çağın gerisindeyse okulu uyarmayan; bu konuda savaşmayan, çocuklarıyla akşamları ders çalışmayan, eksik gördüğü konularda ona bilgisini vermeyen anne babanın da o kadar suçu vardır. Ne yapalım şartlar böyle diyerek elde bulunan ilim imkanlarını sadece iletişimde kullanan ama kendine veya çocuğuna yatırım yapmayan bir toplumun gelecekte ilerlemesi imkanı yoktur. Geçmişte yaşanan gerilikler ile ilgili olarak o toplumun bireyleri görmedikleri için bilemezlerdi. Yani matbaada basılı kitabı görmeyen bir birey onun ihtiyacını veya yararlarını doğal olarak bilemez. Bugün bizlerin ne yazık ki böyle bir bahanesi bu yüzden olamaz. Başka ülkelerin gençleri yarın başaracakları inovasyonlar konusunda tüm silahlara ulaşırken bizlerin bu konuda geri kalmamızı kabul etmemiz mümkün değildir. Unutmamak gereklidir ki nasıl ki marka konusunda ülke kaynakları birçok vakada çöpe atılmışsa, eğitim konusunda reform yapmazsak, elbirliği ile bu konuda çalışmazsak o zaman İnovasyon konusunda da bu emekler ve kaynaklar çöpe atılacak demektir. Tabi tek başına eğitim sistemi de yeterli değil. Bunun yanında demokratik, bilimin ön planda olduğu, herkesin refahının birbirine yakın olduğu, çok okunan, çok tartışılan bir toplum olmak gerekiyor. Ancak bunları ileride yazayım. Bana ayrılan sayfanın sonuna geldim çünkü.


18 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazı: Blog2 Post
bottom of page