top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıAHMET YAVUZÇEHRE

Neyi Bekliyoruz?

Pınar Gültekin.. 27 yaşında genç bir kadın.. Aniden ortadan kayboluyor. Haberi ilk okuduğumuzda bir kaç gün sonra bir yerde şunu da okuyacağımız hemen aklımıza geliyor..

“Kaybolan genç kadının cesedi ormanlık alanda terk edilmiş halde bulundu.” Bu anı kaç defa daha yaşayacağız. Kaç kadınının adı daha bu cümlelerin öznesi olacak? Neden?

Haberi okuduktan sonra hemen şunları duymaya başlayacağız, "yalnız başına o durakta ne işi varmış", "evli bir adamla neden sevgiliymiş"? Sonra şunları hatırlayacağız.

O saatte Şule Çet’in orda ne işi varmış, Münevver Karabulut sevgilisi varken başka erkeklerle neden mesajlaşmış, Özgecan Aslan neden mini etek giymiş?

Bir insanın cinayet işlemeyi kendine hak görmesini, öldürmekle kalmayıp cesedi yakmasını, hatta varile koymasını, ormanlığa götürmesini, evli olmasını, evli olduğu halde sevgilisi olmasını ve terk edilmeyi kendine yedirememesini sorgulamayacağız. Hatta öldürüp parçalara ayırıp çöp konteynırlarına koymasını, tecavüz edip 22. kattan aşağıya atmasını sorgulayamayacağız. Neden?

Çünkü istediğiniz kadar hukukunuz, istediğiniz kadar kurumsal ve kamusal çözümünüz olsun haber bültenleri manşet manşet şöyle yazıyor: kısa şort giyen kadına dolmuşta tokat”, “kadın, evli sevgilisi tarafından öldürüldü”, “eşini öldürüp intihar etti”, “töre için öldürmüş”, “namus cinayeti”, “hasta ve hamile olduğu için kayın biraderine yemek hazırlamayı reddettiği için öldürüldü”, “gelinlik cinayeti”, “cinnet geçirdi öldürdü.Neden? Toplum bunu “okumak” istiyor. Toplum suçlu arıyor. Çünkü erkekler suçlu olamaz. Mutlaka o hale getirilmiş ve “tahrik” edilmişlerdir. Suçluyu arıyoruz, buluyoruz ve vicdanımız bir nebze rahatlıyor öyle mi?

Raporlar diyor ki, Türkiye’de 2002 yılından sonra 17 yıl içinde 15.000 kadın öldürüldü. Faili meçhulleri, intiharları saymazsak, son yıllardaki verileri eklemezsek bile 15.000. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun verilerine göre, Haziran ayında, kadınların %52’ si evlerinde öldürüldü. Kapalı kapılar ardında. Kadınların %41’i, hastalıkta ve sağlıkta diye iki şahitle söz verdirildikleri en yakını olan “eşleri” tarafından öldürüldü. Hatta kendi öz babaları ve öz erkek kardeşleri tarafından öldürüldü. Yine kadınların %52’si geleceklerine dair karar almak istedikleri için öldürüldü. Bu vahşet tablosunun ötesinde kayıtlara geçmemiş şüpheli kadın ölümleri, intiharlar, kayıplar da var. Peki bu kadınların aileleri, çocukları, yakınları.. Onların hayatları ne oldu? Ne olacak? Eksik, öfkeli ve hırsla dolu onca insan.. Üzerlerine sıçramış bu nefreti nasıl eğitecek de kendine ve topluma faydalı bireyler olacaklar?

Her geçen gün artan ve hukuki, ekonomik, kültürel, sosyolojik, psikolojik anlamda bütüncül çözümler üretilmezse günden güne artacağı aşikar olan “kadın cinayetleri”, aslında hayvanlara, çocuklara, doğaya yapılan zulmün son noktası. Sesini çıkaramayacağını düşündüğü her şeyi, ekonomik, fiziksel, psikolojik, cinsel anlamda istismar eden eril kültürün tahakkümü. Kadınlar toplayıcıymış, erkekler avcı, doğanın kanunu böyleymiş, kadınlarımız başımızın tacı, evimizin süsü, namusumuz, çiçeğimiz denilen bu düzen hiç de o kadar masum değil, değişmek zorunda, peki nasıl değişecek?

Türkiye’de 1985’lerde uluslararası sözleşmelerin ışığında dikkat çekilen ve bir sorun olarak tanımlanan “kadın cinayetleri” bugüne kadar yasal ve kurumsal anlamda birçok düzenlemenin konusu oldu. 1990’larda “kadının statüsünü” tanıyan kurumlar, kadın-erkek eşitliğini sağlayan yasal düzenlemeler derken, İstanbul Sözleşmesi ve akabinde 6284 Sayılı kanunla kadına yönelik şiddete karşı bütüncül politikalar ortaya koyuldu. Burada saymanın bir faydasının olmadığı nice yasal, kurumsal düzenleme var. Bu gelişmeleri hep sevinerek ve umutlanarak takip ettik. Fakat hala neden her an, her gün, her yıl katlanarak artan sadece sayı olarak değinebileceğimiz kadar çok cinayet, tecavüz, taciz, dayak haberi duyuyoruz?

Bu yasal ve kurumsal çözümler yeterli mi, hala kadınlar öldürülmeye devam ediyor, daha başka neler yapılabilir diye tartışacağımıza cinsel yönelim de neymiş”, “eşcinsellik teşvik ediliyor”, “ailenin temeli sarsılıyor” gibi iddialarla temel insan hakkı olan “yaşam hakkı” görmezden geliniyor. Kadınlar meydanlarda seslerini duyurmaya çalışıyor. Bugün genç bir kadın daha vahşice öldürülüyor. Bunun hesabını biliyoruz ki fail, bir takım “iyi hal indirimleri ile verecek. Bu hesaplaşmada yaşam hakkınını sağlayacak hukuki dayanaklarda toplama hatası yapılmıyor mu? Peki, biz toplum olarak sadece erkek diye erkeklerin “erkeklik”lerine yüklediğimiz “güçlü, kuvvetli, koruyucu, başına buyruk, hırslı, öfkeli, namus bekçisi” gibi sıfatları ne kadar daha parlatacağız? Kendi vicdanımıza olan hesabımızı nasıl vereceğiz. Ataerkil yapı ve değerlerin kadınların yaşam haklarına kastetmesine ne kadar daha seyirci kalacağız?

Eteği uzun olsun, iş bulamazsa “kuyruk sallamasın” evde otursun, ev içi bakım hizmetlerine zamanı kalsın diye olacaksa öğretmen olsun onu da olamadı eh hadi hemşire olsun denilen kadınların çoğu, istedikleri meslekler için eğitim bile alamıyor. Eğitim aldı diyelim iş dünyasında kendisiyle aynı yollardan geçip gelen erkeklerin gölgesinde kalıyor. Ailede babanın, erkek kardeşin gölgesinde, sonrasında eşinin, patronunun gölgesinde, hatta devlet bünyesinde “Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın” içinde, kendisine çizilmiş sınırların dışına çıkarılmıyor. Birey olarak “kadın” olmak çok utanç verici hatta “bayan” diyelim kibar oluruz söylemlerinin gölgesinde, kadınlık denilince akla ilk olarak “aile” geliyor. Bu sadece Türkiye’de değil, bazı ülkelerde bir nebze olsun daha iyi olmakla birlikte tüm dünyada böyle. Çalışma hayatına alınmayan ya da istihdamdan uzaklaştırılan, ev içi bakım hizmetlerine hapsolan kadınlar toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılık, şiddet ve kadın cinayetleri tehlikelerine karşı giderek daha korunmasız hale geliyor.

Kadınların sokakta arkalarına bakmadan yürüyemediği bir dünyada bizler, eşitlik, istihdam, ayrımcılık gibi konuları tartışıyoruz. Vazgeçmiyoruz. Elimizi taşın altına koyuyoruz. Platformlara üye oluyoruz. Kadın istihdamı oranımızla ve cam tavan gibi ayrımcılık uygulamalarımızın olmadığı çalışma koşullarımız ile gurur duyuyoruz. Kız çocuklarına burs ve eğitim olanakları tanıyoruz. Daha fazla ne yapabiliriz diye kafa yorduğumuz her gün, kahrolarak aldığımız kadın cinayeti haberlerinden utanç duyuyoruz. Aklayanları, saklayanları ve bu bahanelere ortak olanları kınıyoruz.


154 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Yazı: Blog2 Post
bottom of page